29 Kasım 2015 Pazar

Leo, The Cat

Sevgiliden ani ayrılış sonrasında kurulan sıfır iletişim, oha adam beni sevmiyormuş fikrinin dank etmesi, sonrasında girilen derinliğinde boy bile veremediğim depresyon... Uzun zamandır istediğim ama anneden vize alamadığım ailemizin yeni üyesi, Bay Leo.  Mutsuzluğum kırk yılın başı bir işe yaradı anlayacağınız.

Ne zor işmiş arkadaş kedi bakmak. Ben yavru bir kedi değil, yavru bir terorist aldım adeta. Full ısırıyor, kafamda koltuk tepelerinde zıplıyor, at gibi koşturuyor, hiç söz dinlemiyor. Adam için bu hayatta herşey oyun demek. Ayağa kalktın hooop bu oyun demek, kolunu kaşımak için elini kaldırdın mesela o el kedi için en eğlenceli oyuncak. Tırmalama tahtasına alışsın diye patilerini sürtmeye çalışıyorum ama o ben bunu yaparken elimi dişlemeyi tercih ediyor. Astronot gibi giyiniyorum evde ısırlmamak için.

Tabi ki her crazy cat lady gibi Leo'yla derin sohbetlere giriyorum."Bak annecim, anne dişlenmez sevilir. Sen böyle yaparsan ev sakinleri seni istemeyecek. Bak çocuğum koltuklar anneannenin kıymetlileri, tırmıklamayacaksın. Tahta aldık, yatak aldık sana git onlarla uğraş." Anlıyor mu? Tabi ki hayır. Ama ben naif çabama devam ediyorum.

Şu blogu okuyan bir kedi sahibi varsa hayrına bana akıl versin, nolur. Oğlum kuma yaptığı kakasını kapatırken patilerini pisliğine değdiriyor. Tırnaklarının arasına kakalı kumlar giriyor, evin muhtelif yerlerine taşıyor. Temizlik yapmaktan helak oldum. Kumu kazmadan üstüne mıçıp, kumla örtmeye çalışıyor. Şapşik midir nedir beceremedi gitti. Ailecek "bokumuzla oynama" tabirini deneyimliyoruz. Bu gidişle vermek zorunda kalıcam pisiyi ki hiç istemiyorum, düşüncesi bile gözlerimi yaşartıyor. Topaklanan kum kullanıyorum, kristale geçip hayvanı kanser etmek istemiyorum. Nolur biri sesimi duysun :(

Bütün olayı teröristlik, bok püsür değil tabi ki. Sabahları testere diliyle acıta acıta öpücükler veriyor, anne memesi sanıp serçe parmağımı emiyor, göğsüme yatırdığımda çıkardığı gırr gırrr sesleriyle mest ediyor, çok fırlama hareketler yapıyor oyun oynarken.

Kendi karakterleri var asla dışına çıkmıyorlar. Adamın bir tarzı var, saygı duymak zorunda kalıyosunuz tüylü cüceye. Hayat boyu bakım ve ilgi isteyen bu yaratıkları aman diyim iyi düşünüp sahiplenin.



30 Ekim 2015 Cuma

Aşk Nefrete Ne Yakınsın

Bu yazının bir şarkısı var! Tık, tık.

Eski sevgiliden ayrıldığımdan beri, adamı özlemektense ona karşı inanılmaz derecede nefret duygusu besliyorum. Aklıma geldi mi ah niye böyle oldu demektense, arkası kesilmeyen öfke dolu küfürler ediyorum. Tabi bunu tetikleyen benim de görebildiğim bir sosyal medya platformunda karı kız poposu likelamasından da kaynaklanıyor olabilir. O derece "önüne" bakıyor yani.

Çekim yasasına göre hayatımıza giren insanlarla aramızda enerji bağları oluşur. Hayatımızdan çıkmalarına rağmen onları düşündükçe o enerji bağı varlığını sürdürür. Hayali enerji bağlarını, yine hayali olarak kesmek ve o kişilere bize kattıklarından dolayı teşekkür edip, sevgi ile uğurlamamız gerekir. İdeal dünyada olması gereken bu. Ama değil bağı kesmek, ben teşekkür bile edemiyorum. Karşıma hayalini koyduğum an, onunla hayalimde kavga etmeye başlıyorum. Kavgam bitince bağı keseyim diyorum, hayali makasımla adamı doğramaya başlıyorum. Ve arkasından tarifsiz bir rahatlama hissi... Yok bir de sevgiyle uğurlayacakmışım. Beyni kulaklarından aksın diye beddua okuduğum bir adama ne sevgisi? Her gün gecenin bir vakti gidiyim arabasını parçalıyım diyorum, bir de gidip teşekkür edecekmişim.

Üzgünüm evren, üzgünüm kuantum, üzgünüm çekim yasası!  Ben bu adamın acıdan inim inim inlediğine şahit olmadıkça rahat edemeyeceğim.

Ve diyorum ki, "Aşk nefrete, cinnete ne yakınsın..."


27 Ekim 2015 Salı

Züğürt Tesellisi

Ne kadar da garip yaratilmis varliklariz. Durmadan hakkimizda hayirlisi der, sonra basimiza geleni begenmeyiz.

Belki senin hakkinda hayirlisi bu istemedigin ve sevmedigin durumdur? Yaa iste demek ki her zaman hayirlisi on numara bes yildiz bir sey degilmis dimi? 

Su hayatimda neyi cok istediysem genellikle benim icin hayirli olmayan seylerdi. Ama istiyorum, istegim sonradan varsin beni mutsuz etsin, ben yine de istiyorum iste o seyi diyecek kadar da saplanti yapabiliyorum.

Bir seyin olmasini deli gibi ister, beklersin. Sonra o istegin olmaz, cok uzulur hatta uzun zamandir atesli bir sekilde istedigin tek sey o oldugu icin hayatinda buyuk bir bosluk olusur. 

Ve biri cikar der ki, " Hakkinda hayirlisi buymus, uzulme." Kulaga sizce de cok zugurt tesellisi gibi gelmiyor mu? Toplumca kafayi yemeyelim, umudumuz tukenmesin diye soylenmis, hayal kirikligina boyun egmeni saglayan bir teselliden baska bir sey degil.  

Haa bir de, " Bu da senin sinavin." lafi var ki ben de kafa goz girme istegi olusturuyor. Ben niye hep en kazik yerden sinav oluyorum? E sevgili evren bir kere de mutlulukla sina beni, bir dene bakalim cok mutlu olunca napiyorum ben? Bunun cevabini ben bile bilmiyorum, sen de ogrenmek istemez misin?



19 Ekim 2015 Pazartesi

BİR olmak



Hayat iniş çıkışlarla dolu. Zor zamanlar, güzel zamanlar...


Yaprak dökümü gibi bir Ekim geçiriyorum. Sevgilimin, sevdiğim evimin, semtimin ve hatta sinir sistemimin elimden kayıp gittiği bir sonbahar...


Yanımda olanlara bakıyorum, daha doğrusu olmayanlara. İki kadın 3 odalı evimizi tek başımıza taşıdık. 15 gün mutfaksız, sıcak bir kap yemek olmadan yaşadık. Ne kapımızı çalan oldu, ne de hal hatır soran. Yarım ağız yardım teklifleri, piç kalmış çocuk gibi eğretiydi ağızlarında.


Günlük yaşam telaşında çok mu yalnızlaştık, yalnızlaştırıldık bilemiyorum. Hayat düşene el uzatamayacak kadar bizi insanlığımızdan alı mı koyuyor gerçekten? Sevdiklerimiz ne ara ellerini eteklerini çekti bizden? Hiç sevmişler miydi bizi?


İnsanoğlu ne kadar da hazır değer verildiğine inanmaya. İki güler yüz ve tatlı söze kanan bir ben olamam. İhtiyacımız var sevmeye, sevilmeye. Acı çekiyor ruhlarımız, fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Oysa ne güzel bir ilaç sevgi, ne tatlı bir his sevildiğini hissetmenin verdiği güven duygusu... Yürekten sevsek birbirimiz, BİR olmaz mıydık şu dünyada? Bir olma bilincinden o kadar uzağız ki acıya karşı bile tepkisiz kalıyoruz. 



Her şeyin normalleştiği dünyada olaylara kayıtsız kalmayarak kendi insanlık savaşımı veriyorum. Hala yüreği acılar karşısında sızlayan insanları seviyor ve onlara umutla sarılıyorum.


BİR olmak demek ve BİZ olmak demek. Bir gün sınıf farkı ayırt etmeksizin severek ve sevilerek bir TEK olma dileğiyle...

14 Ekim 2015 Çarşamba

Roller Vs.Gerçekler

Sevdiklerimize bir yer, değer veriyoruz hayatımızda. Biraz beslendik mi karşımızdakinden, kafada senaryolar oluşturuyor, başrolleri dağıtıyor ve hayal aleminde oynatıyoruz rollerimizi.

Sözlere güvenip, cümleciklerden yola çıkarak karşımızdakini şekillendiriyoruz zihnimizde. Hele ki ruha dokunan cümlelerse, romantik filme dönüyor hikaye.

Geçmişin izleri peşimizde yine de. Yaşatılanlar, dayatılanlar ve hatta üstü mühürlenmiş içten içe kanayan yaralar... Güneş doğacak, ılıklık saracakken bedenleri ve yeni anıları, "an" katili gibi üşüşüyor geçmişin izleri.

Yeni "an" yok, izin vermiyoruz yenilerin oluşmasına. Ya geçmişin tutsaklığında ya da geleceğin korkusunda katlediyoruz düşleri. İnsan "öz"üne inemiyoruz, göremiyoruz, biçtiğimiz roller, kurgularımız izin vermiyor.

Sonunda ne mi oluyor? 

Biliyorum dediklerin yalan, 

Tanıyorum dediklerin yabancı,

Seviyorum dediklerin ruh katili,

İlişki dediğin mizasen,..

Sen mi? Sense boşlukta bir zerre, geçmişin gölgesinde, zihnini yiyen böceklerin eşliğinde yok oluyorsun hiçbir zaman sahip olamayacağın "an"larda...








11 Ekim 2015 Pazar

Ask mi? Hadi ordan !

Oha ask filmlerine asik, butun romantik komedi filmlerini puan gozetmeksizin izleyen ben, ask dolu diyaloglar duydum mu agiz dolusu kufurlerle sovuyorum. Nasil yalan, nasil da bayat geliyor replikler. Adam kadina kimseyi boyle sevmedim diyor, ben hiiii eminim oyledir pis yalanci diye cemkiriyorum. Ya da adam gozunun icine bakiyor kadinin, seni asla birakmayacagim diyor, adamin asla sozcugunun lugatindaki tanimi kesin 9 aydir diyorum ofkeyle. 

Nasil inancimi yitirmisim inanamiyorum. Evrene abuk sabuk kodlamalar yolluyorum. Birinden biri tutarsa zaten bildigin yalnizliga mahkum olacagim. Bir daha, bir daha bu ayrilik surecini yasamaktansa, hayatima birini sokmam kedi kopek alir crazy cat lady gibi dolanirim etrafta, hic de umrum olmaz. Elin korkak heriflerine deger verip vakit harcayacagima, cikarsiz dostluk veren hayvan beslerim daha iyi.

Olur da birini hayatima sokarsam yazik cocugu harcayacagim haberi yok. Iki romantik soz soyleyecek, he canim he cok duyduk bunlari diyecegim, bir takim vaadlerde bulunacak ya da ne bileyim planlar yapacak belki, ben istifimi bozmadan geciniz bunlari lutfen diyip inanmayacagim. Allah bilir o da kesin duzgun biri cikar ama ben inancimi yitirdigim icin orali olmam, elime gecen firsati da mundar ederim. Niye? Cunku herkese sans dagitilirken kesin ben salak salak bir kosede takiliyorumdur, bana verecek sans kalmamistir. 

Kimse artik o benim hakkim olan sansi araklayan kadin, umarim kiymetini biliyordur da abuk sabuk nankorlukler etmiyordur.



9 Ekim 2015 Cuma

Ayrılığın Güncesi

Ayrilik sonrasi herkes ne yaşarsa onu yaşiyorum. Kademe kademe neyle karşilaşacağımı çok iyi biliyorum çünkü bu yollardan düzenli olarak geçiyorum, expert oldum. Işte cehalet mutluluk getirir lafinin dogrulugunun ipatlandigi baska bir konu daha. Beni neyin beklediğini bildiğim için tırsıyorum, gözüm korkuyor. Hani insan bilmediği seyden korkardi?

Yemek yemiyorum çünkü acikmiyorum, aklima gelmiyor. Sirf sigaranin hatirina iki lokma, tek öğün yiyorum. Kafeinden zehirlenir miyim acaba? Durmadan kahve iciyorum. Eskiden alkole verirdim kendimi, işe giderken cok erken kalkiyorum yemiyo gece çok içmek :) Benimki de "adult break up" oluyor galiba, sorumluluk sahibi, cani aciyan iliskisi bitmis kadin profili.

Uyumuyorum mesela. Kafam cok hizli çalışıyor. Nöronlar coşmuş halde, gözü kapatmam mümkün değil. Yine de hala uykusuz değilim.

Sanirim mutant ya da ölümsüz oldum, hala hayattayim. Hell yeah!

Cuma günleri kurumsal kölelerin bayramidir. Pazartesiden baslarim geri saymaya. Cuma geldi ve ben farketmedim. Farkedince de eyvah haftasonu nasil geçecek, kafami neyle oyalayacagim sıkıntısı bastı heryerimi. Haftasonu onu gorucem diye Cuma'lari baska turlu sevmeme neden olan adam, Cumadan korkmama sebep olan adama dönüştü.

Bir suru diyalog kuruyorum kafamda onunla. Ayrilik konusmasinda sormam gerekenleri ya da o anin şokuyla soyleyemediklerimi bir bir soyluyorum hayali yuzune. Turlu turlu senaryolar gelistiriyorum. Bunlar ufaktan kafayi siyirma semptomlari, biliyorum. Ama aşk vir delilik haliyse, ayrilik da mantigini yitirme hali olabilir pekala, dimi?

Günün bir bölümünu ona kizarak, bir bölümünü ondan nefret ederek, oh iyi yaptim ayrilmakla diyerek ama en kotusu de onu özleyerek, yokluğunu kemiklerime kadar hissederek geçiriyorum. Çantamfa ayrilmadan bir gun önce başım agriyor diye getirdigi agri kesiciyi tasiyorum. Ona ger ihtiyacim oldugunda aslinda yanimdaymis ve beni dusunuyormus gibi hissetmeme sebep oluyor.

Romantik bir salaklik içindeyim, engel olamiyorum. Ayrılığın güncesinin hakkini vererek yaşıyorum, bir anda onu hatirlatan bir sey gorup ağlamaya başlayabiliyorum ya da komik bir animizi düşünüp buruk bir sekilde gülümsüyorum.

Ve diyorum ki geçecek biliyorum. Ayni romani okudun sen, sadece sabret...



4 Ekim 2015 Pazar

SONbahar gelirse...

Bu yazının bir şarkısı var, dinlemek ister misin?

Yengeç burcuyum ben. Bütün ozelliklerini bünyemde barindiriyorum. Mesela aşırı duygusalım, aka boka ağlayan cinsten. Sonra çok evcimenim. Tek başıma aylarca evde oturur yine de sıkılmam. Aşk böceğiyim ve tam bir drama queenim. Derdi, sıkıntıyı arar bulurum ve hemen bünyeme dahil ederim. Napalım işte ben de böyleyim.

Derdi çeker bulurum diye boşa demiyorum. Gayet modern gözükürken, iş ciddiyete binince "Ben aslında dindar bir insanım, evlenince namaza başlicam. Sen de kapan, içkiyi bırak ve namaza başla." diyen ve ailesi tarafından da ret yediğim bir manyakla evliliğin kıyısından döndüm. Allahım mümkünse bir sonraki Hırıstiyan olsun ya da ateist derken gerçekten karşıma Süryani biri çıktı.  Ay bir öncekinin anası babası yeterince müslüman değilim diye beni istemezken, şimdi bununkiler de müslümanım diye istemezse diye karalar bağladım. Yani koca ülkede onbin kadar Süryani varken, bir tanesini nasıl gidip buldum gerçekten inanılmaz.

İlişkimiz inanılmaz güzel gidiyordu. Nasıl sevimli, yakışıklı, fit, saygılı anlatamam. Tek sıkıntısı 35'inde bir bohem olmasıydı. Adam çalışmıyor, f*ck the system diyor başka bir şey demiyor. Bence de sistemin içine edelim ama para lazım arkadaşım. Oturduğun yerden sistemi eleştirip, beş kuruş para kazanmadan olmaz ki. Ben kadın halimle eşşek gibi çalışırken, bu 10.00'da kalkıp spor yapıp, işsiz güçsüz arkadaşlarıyla akşama kadar takılıyor. Yanlış anlaşılmasın çocuk boş bir tip değil, birikimli, üniversitesini okumuş vs. Ama bohem işte. Dolayısıyla maddi imkansızlıklar baş gösterdi. Hiçbir sosyal hayat yok. Maximum kahve içip, orta halli bir yerde haftada bir yemek yiyoruz. Onun dışında annemlerin yazlıkta olmasından istifade sabahtan akşama kadar bizim kanepede çukur oluşturmakla meşgul oluyorduk. Tam aylarca süren ikna çalışmalarımdan sonra iş bakmaya karar verdi ki kendisi evlenmekle ilgilenmediğini beyan etti. Yuhanza!! Sen 35'sin, ben 28. Hayatımızı kahve içerek mi geçiricez ulan ? Takılalım sonra ayrılırız yaşında değiliz, napıyorsun?! Ailemle tanıştırmışım, aylarca daha iyi bir ilişkimiz olsun diye seni iş güç sahibi yapmaya çalışmışım, ne demek ben ciddi düşünmüyorum?! Yazarken bile deliriyorum. Haa ama benimle bir ömür geçirmek istiyormuş, benimle yaşlanmak istiyormuş ayrıca da bana aşıkmış. Ya hadi ordan.  Benim de geleceğime dair tek hayalim seninle bir ömür flört etmekti, ay ne iyi oldu da karşıma çıktın ! 

Bu acı gerçeklerle yüzleşince bir anda duygularım buz kesti. Tamam ilişkiye başlarken evlenicez diye başlamıyoruz ama ayrılıcaz nasılsa da demiyoruz. Sonunda evet huzurlu bir hayat geçirebilirim dediğim adam tarafından yarı yolda bırakılmış gibi hissettim, buyuk hayal kırıklığı. Sonuç olarak bugün ayrıldık. Bir kere bile kavga etmediğim, 2 saatten uzun bir süre konuşmamazlık yapmadığım adamla yine kavga etmeden salya sümük ayrıldım. O ağladı, ben ağladım. Ama yine de demedi ki gitme, sensiz yapamam diye. Ben buyum der gibi kabullendi güzel giden ilişkinin bitmesini. O ki gece üşüyünce üstünü örtmem yerine sarılmamı isteyen, tuvalete gittiğimde ciddi ciddi gitme özlüyorum diyen, 9 ay boyunca her sabah beni şiirlerle uyandıran adam sonsuza kadar gitmemi göze aldı ve ses çıkarmadı. Ya bunca ay bahsettiği duyguları yalandı ya da şu hayatta cidden evlilikten en tırsan adamı bulmayı başardım. Her halukarda elimde avucumda kalan evin her yerinde ona ait anılar ve koca bir hayalkırıklığı. 

Nasıl da zor geliyor şimdi ayrılık sonrası o pis süreçten geçmek. Maalesef hayat seçimlerimizle şekil verdiğimiz bir heykel. Heykelin duruşunu biz belirliyoruz. Eğer bitmeseydi, mantığım konuşmasaydı çok büyük bir mutsuzlukla karşı karşıya kalabilirdim. Hiçbir şey sebepsiz olmuyor. Kaderci değilim ama tesadüflere inanmayacak kadar da evrenin büyüsü altında olduğumuzu biliyorum.

Yine SONbahar yaptı yapacağını, döktü yapraklarımı. Bakalım kışın soğuğu donduracak mı iliklerime kadar...